Bu ev, yorgun bir insan gibi…
Ayakta ama mecalsiz, dimdik ama içten içe çökmüş.Bir zamanlar yaşamın soluk aldığı, kahkahaların pencerelerden taştığı bir evdi bu…Şimdi ise sessiz bir çığlık gibi ayakta durmaya çalışıyor geçmişin yüküyle.Zaman, tahtalarını çürütmüş ve aralığına geçmişin acısı,camlarına hüzün sinmiş;pencereleri bir çığlık suskunluğunda,
Her katı bir hatıra, her çatlağı bir anı saklıyor içinde.
Bir zamanlar içinden kahkahalar taşan bu duvarlar,şimdi sadece rüzgârla konuşuyor.Yinede rüzgar eski günleri fısıldarken, yanından geçenler başını kaldırıp hayranlıkla
bakıyordu . Bu ev hep bekledi hep bekliyor kimi beklediğini unutmuş bir ihtiyar gibi,Bir ev değil sadece, bir direniş bu, yok olmaya, unutulmaya karşı.sessizce çürüyor kaderine küsmeden. O unutmadı kimseyi fakat zaman onu unuttu, insanlar yolunu unuttu.
Bir tek hatıralar uğruyor bazen,
O da usulca, suçluluk duyar gibi.
Yanındaki çiçek bile bazen fazla canlı duruyor bu çöküşün yanında;sanki hayata inat açmış,"sana benzememek için"derken bazende sanki"Sen düşersen biz de solacağız" der gibi.
Belki bir gün yıkılacak bu ev, ama izleri kalacak duvarlarda, hafızalarda.
Çünkü bazı yapılar sadece ahşap ve taşla değil,İnsanların gözyaşı, sevinci ve suskunluğuyla inşa edilir.
Ve en acısı:
Bu ev yıkılırsa kimse fark etmeyecek,çünkü insanlar en çok,
bir şey yaşarken değil unutulunca ölür.
