28 Aralık 2025 Pazar

KIŞ MASALI


Kar, sesleri inceltmişti. Ağaçların omuzlarında beyaz bir sükûnet, bankların üzerinde bekleyen cümleler vardı. Ayak izleri, biraz önce geçenlerin aceleyle bıraktığı hatıralar gibi yarım yamalak; sonra hepsi sustu. Lambanın solgun ışığı, karanlığa değil zamana tutunuyordu sanki. Bu parkta kış, bir mektup gibi okunuyor: Satır aralarında üşüyen bir yalnızlık, sonunda ise içi ısıtan bir durak. İnsan burada durup nefes alıyor; dünya, bir anlığına, yavaşlamayı kabul ediyor.







20 Temmuz 2025 Pazar

İNSANLARDA EVLERE BENZER


Bu ev, yorgun bir insan gibi…

Ayakta ama mecalsiz, dimdik ama içten içe çökmüş.Bir zamanlar yaşamın soluk aldığı, kahkahaların pencerelerden taştığı bir evdi bu…Şimdi ise sessiz bir çığlık gibi ayakta durmaya çalışıyor geçmişin yüküyle.Zaman, tahtalarını çürütmüş ve aralığına geçmişin acısı,camlarına hüzün sinmiş;pencereleri bir çığlık suskunluğunda,

Her katı bir hatıra, her çatlağı bir anı saklıyor içinde.

Bir zamanlar içinden kahkahalar taşan bu duvarlar,şimdi sadece rüzgârla konuşuyor.Yinede rüzgar eski günleri fısıldarken, yanından geçenler başını kaldırıp hayranlıkla

bakıyordu . Bu ev hep bekledi hep bekliyor kimi beklediğini unutmuş bir ihtiyar gibi,Bir ev değil sadece, bir direniş bu, yok olmaya, unutulmaya karşı.sessizce çürüyor kaderine küsmeden. O unutmadı kimseyi fakat zaman onu unuttu, insanlar yolunu unuttu.

Bir tek hatıralar uğruyor bazen,

O da usulca, suçluluk duyar gibi.

Yanındaki çiçek bile bazen fazla canlı duruyor bu çöküşün yanında;sanki hayata inat açmış,"sana benzememek için"derken bazende sanki"Sen düşersen biz de solacağız" der gibi.

Belki bir gün yıkılacak bu ev, ama izleri kalacak duvarlarda, hafızalarda.

Çünkü bazı yapılar sadece ahşap ve taşla değil,İnsanların gözyaşı, sevinci ve suskunluğuyla inşa edilir.

Ve en acısı:

Bu ev yıkılırsa kimse fark etmeyecek,çünkü insanlar en çok,

bir şey yaşarken değil unutulunca ölür.




3 Haziran 2024 Pazartesi

"Halk Eğitimi merkezlerinin kapasitesinin artırılması projesi ödül töreni" gerçekleştirildi

Halk Eğitimi Merkezlerinin Kapasitesinin Artırılması Projesi ödül töreni Milli Eğitim Bakan Yardımcısı Celile Eren ÖKTEN'in teşrifleriyle gerçekleştirildi. Türkiye geneli dereceye giren 10 halk eğitimi merkezi yöneticilerine Teşekkür Belgesi ve Plaketleri takdim edildi.



14 Kasım 2023 Salı


 

BU GÜNLERDEN NE OLSA

Her gün doğan güneşe şükreden bedenim haydi kalk bak yine gün doğuyor,

Umutları arka arkaya tren katarı gibi yükle, bak yine yarın seni bekliyor.

Sen unuttuğunu sanırsın bazen oysaki unutamazsın,

Varlığın yokluğun kadar koymuyor insana unutamazsın, 

Özlemin eli olsa tutsam da gelsek sana selam verip hane i dergâhına,

Hasretin dili olsa uzaklardan benim sesimi de alıp seslense ,

Ve dese ki sana KORKMA Ben varım…..

KORKMA

Tamda düşümüzün ortasında uyanırız bir an,
Başrol sanarken figüran olduğumuz vurulur yüzümüze,
Kimler geldi geçti bu dünya sahnesinde,
Kimleri vermedikki kara toprağa Korkma.

Bazen soluk bir yüzle bakarken,
Bazen gözde yaş hıçkırırken aynaya,
Bir hüzün çöker önce içini yakan,
Sonra büyür olur birdenbire  Volkan.

Eller titreyince ve gözler kırışınca
Düşman kesildiğin zaman dünyaya,
Umarsın bir dost sesi kapı zili duymaya
Kimse gelmese de yalnız git toprağa Korkma.


                                                                                                                                    Hakan TATLI 

5 Kasım 2023 Pazar

YALNIZLIK

              YALNIZLIK

Şehrin ışıkları arasında yol alıyorum,
Ürkek bir Perşembe ikindisinde
Erguvan kokulu dar sokaklarda
Uçup giden gençliğimi arıyorum. 

Avucumda gülüşün ,ellerimde bakışın
Nerde kaldı o eski koşturma telaşın 
Bir masalın orta yerinden çıkagelişin
Yüreğimde kalan umutları arıyorum.

Titrek yüreklerle dolmuş ömrümüz,
Cesaret adına ne varsa tükenmiş
Bir bozgun öncesi sanki sessizlik
Ben seni hep uzak yerlerde arıyorum.

Kanatlanıyor bedenim bir kuş misali 
Rüzgar soğutuyor parmak uçlarımı
Ayaz çıktı bedenimde Alev tutuşurken 
Ölümle kendi arama ben giriyorum 

Sabah ezanını okunuyor seher vakti
Yarım yamalak uykumun ortasında 
Usulca açılıyor pencerem güneşe
Bir gürültü patırtı duyuyorum

Masada ne masaymış ha...


 

PALYAÇO


 

Hoşgeldin

Bazı zamanlar düşünür dururum
Yılların götürüp getirmediği
Üstüne yılları kattığı ömrümü,
Hayatımın yıl dönümü ortasında
Bir yanlışlık ve yalnızlık sırasında 
Kalırım ya yine bir başıma
Sesizlik,sensizlik ve kimsesizlik ile 
 
Hep o an anılar gelir aklıma
Yalnız çocukluğum 
Kayıp gençliğim
Gelip geçen ömrüm
Sahilde ki ayak izlerim,
Kayalıklara fısıldadığım sözlerim
Bir sandal ve deniz suyu dolmuş gözlerim..

Yorgun ömrümün karakışı hoşgeldin, 
Doyamadığım gençliğim hoşçakal
Selvilerin fısıltısı güneş değen toprağımda
Sessiz mezar taşımı bırakıyorum sana

Akşam Güneşi



31 Temmuz 2022 Pazar

BİR BAYRAK RÜZGAR BEKLİYOR.


 

                                                                                          Arif Nihat Asya 

 





ASLINDA HAYAT


Akılsız başın derdini ayaklar çeker dimi

Gönlün derdini de böyle ömürler çekiyor

Gittiği gün başlıyor bitti derken oysa

Unutmak istemek zora çalıyorsa

Kulağına fısıldanan o eski şarkılar.

Bir gün gitsen bile hatıran yeter…..

 

Özlemle yüreğini sarıveriyor kolların ve

Takılıyor boğazına adını koyamadığın

Yutkunsan da tükürsen de olmuyor,

Hayata boş bakan gözlerin mi yoksa

Sana bakan boş hayatlar mı.

 

Yaşadığını sanan insanlar var

Nefes aldığına şükreden

Hiçbir dertle dertlenmeyen

Gamla demlenmeyen

İçine atacak kederi olmayan

İçinden atamadığı kaderinin olduğu


9 Ocak 2021 Cumartesi


“Şu musalla taşında bir namaz yatacağım”

     İnsanoğlu doğum ve ölümde  iki kundak arasında hayatını sürdürür ve ebedi âleme göç eder. Doğduğu zaman nasıl çaresiz, savunmasız ve  muhtaç ise göçtüğü zaman da aynı kundaktaki bebek gibi sarıp sarmalanır, yine bir bebek gibi musalla taşına yatırılır. Burada anne-babasının şefkat kanatlarına sığındığı gibi orada da şefkat kanatlarına muhtaçtır. Oradaki kanat dünya hayatındaki yapıp ettiklerinin karşılığıdır. Rahmet melekleri ya da gazap meleklerinin kanatları. Cenazeye katılanlar bilir.İmam cenaze namazını kıldırdıktan sonra kısa bir sohbet yapar. Daha doğrusu genellikle şöyle der: “Bugün artık bizim için söz ve nasihat bitmiştir. Bugün söz, şu musallâ taşının üstünde yatan mevtanındır. Dün sizin gibi hayatta idi. Bugün ebedi âleme yolcu ediyoruz. ‘Dünya fani, ahiret bakidir.’ Lisan-ı hal ile mevta size bunu söylüyor. Bundan daha ibret verici ne olabilir?!”

  Gerçekten de ölüm en büyük nasihattir. Şüphesiz gerçekle yüzleşiriz bu anlarda. Ve yine dünya işlerine daldığımızda,  ölüm tekrar aklımızdan çıkar ve biz yine bildiğimizi okumaya devam ederiz.  Bu sebeple olmalı ki dedelerimiz bir sembol, bir uyarı özelliği taşısın diye cami önlerine musallâ taşlarını dikmiş. Yaşayan ölüler dirilsin diye! 

   Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Otuz Beş Yaş” adlı şiirindeki, “Bir namazlık saltanatın olacak / Taht misâli o musallâ taşında” beyti ve Ziya Osman Saba’nın “Toprağım” adlı şiirindeki, “Ahret dolsun içime kumruların ‘Hu...’sundan / Diyeyim, caminin geçerken avlusundan / Şu musalla taşında bir namaz yatacağım” dizeleri de aynı değerde bize anlatmazmı musalla taşını.